İnsan Üç Boyutludur
Kitabı okumak için lütfen Tıklayınız
“İnsanın içinde olmalı”, “insan
biraz düşünmeli, fikir feraset sahibi olmalı” gibi deyişlerimiz çoktur.
Özellikle inisiyasyon sisteminde kendini bilme gayretleri, derneklerde ve
dergahlarda, ezoterik öğrenime dayanır. Kendini bilme sürecinde kişiye bu
yolculuk “senden sanadır” denir. Bireye içe dönük yolculuğun ilmi verilir, her
şeyi ve ilmi kendinde bularak kendini bilmesi önerilir. İnsanlık dışımızda,
insanlığımız içimizdedir.
Kendini bilme gayreti içindeki birey açılır kapanır anten tipindeki, gösterme
çubuğuna benzetilebilir. Çubuk en kısa halinde, kapalı iken, insana benzer. Dik
durması insanın reşit olma durumunu gösterebilir. Doğa koşullarına uyum
göstererek ayakta kalması ve diğer kişilerden farklı bir kişilik oluşturması
kendine özgü bir insan olduğunu gösterir.
Herkes birbirinden ayrı ve farklı
bir insandır. Her kişinin sosyolojik, ekonomik, politik, kültürel gibi farklı
çevrelerden gelip farklı bir geleceğe yürüdüğü açıktır. Müştereken toplumsal
bir olgu oluşturmaya çalışmak amaç olabilir.
Aynı hedefe ulaşmak için birlikte
gayret, ortaklaşa çaba sarf edilebilir. Ancak kişi kendini bilmeye çalışırken
içe dönük yolculuk bireyseldir, cehalet kuyusunu kendisi tek başına
doldurmalıdır. Diğer kardeşler yalnız örnek oluşturabilir. Bir bilgiyi anlamak,
bir sorunu çözmek zihin açıklığı ve parlaklığı verir. Kendi özüne inip ilmin
bütününü idrak insanı nura gark eder, aydınlanır. Eşyanın hakikatini anlamak,
eşyada gurup etmiş olan hakikat güneşinin parlamasını sağlar.
Kendini bilmeye giden doğru yol bireylerin dışında değil ve topluca
gidilebilecek bir yol da değildir. Gösterge çubuğu dik durur ve önce ucu bir
aşama açılırsa, üçüncü boyut olarak doğru yol ortaya çıkar. Antenin bir çıt
açılması insanın kalbini keşfetmesini temsil eder. Bu açılım dışarıdan olamaz.
Kalbin dışa açılan kapısı içeriden açılır ve sıcak duygularla dolarsa açılır,
mayalanan sevginin aşka dönüşümü ile açılır. Diğerlerinden farklı kılan benlik
ve bencilliğinden vazgeçip, örneğin, kazancın meşruluğuna, ahlakın güzelliğine
önem ve öncelik verirse açılır. Kalp akıl aracılığı ile ruhtan aldığı nuru
nefsine yansıtır, böylece, nefsin kanaatkâr olduğu görülür. Ruhtan, ilmin
kaynağından, basiretle alınan bilgiler, uygulanıp yaşanacak bilgilerdir.
Dışarıdan alınan bilgiler unutulabilir, uygulaması yapılmayabilir. İçten dolup
taşarak duygusal alandan çıkan bilgiler aşk içinde uygulanır. Seven herkesi
sever.
Kadim, öncesi olmayan, zamandan beri süregelen ve sürüp gidecek olan öğreti
birdir. Hz. Âdem’in torunu olan Hermes, Şit ve İdris peygamber olarak bilinen
kişinin kutsal kitaplarda geçen mesleği terziliktir.
Kişiye özel giysi giydirir
insanlara. Kendinden kendine giden yolu gösterip ermişliğe götürür. Kutsal
kitaplarda bu öğretinin özü yer alır. Bireysel öğrenim ise dergâh ve
derneklerde ele alınır. Elbirliği ile evrende yolculuk yapılacak yollar bulunur
ve gidilir ama bireysel yolculukta “senden sana” yol bir anten boyu
gidilemeyebilir.
Üstat veya mürşit “evladım sen kendine dön, içine kapan, kendinde yol al,
kendine git” dese de talebe “ben en iyisi size geleyim efendim” demekten
kolayca vazgeçemez. Bütün kutsal kitapların özü de birdir, “senden sanadır
hitap”, “içindeki kötülükleri gider” derse de biz anlayamayız. Hayattaki
kötülükleri görürüz, “aç gözünü basiretli ol” deyimini yanlış anlarız, iki
gözümüzü dört açarız. Oysa kişi kendi içini, kalbini kötülüklerden temizlerse
dışarıda gördüğü kötülükler de yok olacaktır. Kısaca içini temizleyenin dışı da
temizlenir, güzelliklerle ve iyiliklerle dolar. Kişi herkesi kendisi gibi
bilir. Kendinden pay biçer. Eşyanın ruh veya ilmin uygulanmış hali olduğunu
kendini bilen idrak edebilir. İlim kadar amel olabilir.
İnsan öpüşürken gözlerini kapar, sevdiği Tanrı’ya gözü açık gitmeye çalışır.
“Bütün yollar Roma’ya gider” deyip çalılıkların arasından geçerek Allah’a
ulaşmayı planlar. Doğru yoldan sapmamak için sanki doğru bir otoyol arar.
Hâlbuki ayetlerde “nimetlerimle kendimi sevdirdim”, “nimetlerimle beni seven
bana şükreder” denir. Şükür insanın kalbinden gelen bir şeydir, kalbinin
farkına varır, şükür ederek zikir de etmiş olur. İçinde hissettiği sıcaklık
sevginin verdiği ısıdır. Bu sıcaklığı hisseden kişi kabına sığmaz ve maddenin
soğukluğunu da hisseder. Madde denizinin soğukluğu iticidir, mana denizinin
sıcaklığı cezp eder, çekicidir. Böylece insan dışından içine doğru yolculuğuna
başlayabilir, üçüncü boyutta ilerleyebilir. (Sure ve ayetler için lütfen tıklayınız, Tevil (*))
Kalbinde bulduğu sevginin kaynağını
ararsa aşka ulaşabilir. Bilinmeyi sevdiği için evreni yaratmış ise kalpteki
sevgi Allah sevgisine, Allah’ın sevgisine götürür.
İçe dönük yolculuğun ilk aşaması, antenin bir çıt açılması, failin Hak olduğunu
anlamaktır. Akıl aracılığı ile kalbe inen bu bilgi kalp tarafından iyice
anlaşılınca nefsi ikna etme çabası başlar. Her şeye sahip olmaya çalışan nefis
iyi, doğru ve güzel olanın diğerlerinden ayrılmasını kabul eder, kanaatkâr
olur. Böylece her bilgi bir uygulamaya dönüşür. Bedensel faaliyetlerin, el ve
ayakların her iş ve eyleminin bir güç ve kuvvete dayandığı ancak kuvvet ve
kudretin Allah’a ait olduğu kolayca görülebilir. İstememiz istenmese
isteyemeyeceğimiz aşikâr olur. İlmin her türlü niteliği ve niceliği ilmin
enerjiye dönüşümü ile ortaya çıkar. Bu da failin Hak olduğunun kanıtıdır. İnsan
istemese, sevmese ve bilmese hiçbir şey yapmaz veya yapamaz. Sevgi ve bilgi, aşk
ve ilim ayrışmaz bütünlerdir. Var olan, aşktan doğan ilimdir.
İki boyutlu dünyadan üç boyutlu âleme geçen insan ibret alarak düşünür. Çevrede
yapılan gözlemler bilgi verebilir. Çevreden elde edilen bilgiler depo
edilebilir, bir bilgi bir bilgi daha daima iki bilgi eder. Ancak sentez ile
yeni, üçüncü bir bilgiye ulaşmak ruhtan alınacak ilim ile basiretli görüşe
tabidir. Ayrıca, insanın her yaptığı işin bir sıfat altında yapıldığı da
kolayca anlaşılabilir. Her yapılan ya amir ya da memur, ya baba ya da oğul gibi
bir sıfatla yapılır. Öğrenen öğrenci, öğreten de öğretmen sıfatına sahiptir.
Anten tipli gösterme çubuğu basiretle bir çıt daha yani iki çıt açıldığında
görülen şey sıfatların da Hakk’a ait olduğudur.
Kısaca, fail Hak, mevsuf olan da Hak’tır. Nefis de ikna olmalı ki iyi, doğru ve
güzel olan sıfatlar da kendisinin değildir. Nefis
sonunda ruhun nuru ile nurlanan kalbe tabi olur, hem razı olur hem de razı
olunan olur, raziye ve marziye mertebelerini geçer. İçrek yolculuk anten açıldıkça
ortaya çıkar, Allah’tan gayrisi kalmaz. Önce üç adım sonra bir üç adım daha
otuz üç basamak geçilir, yedinci çıt ile antenin yolculuğu biter, mümin miraca
erer, kalır Yaradan.
Yükseldikten sonra yücelen kâmil insan kâh çıkar gökyüzüne seyreder âlemi, kâh
iner yeryüzüne seyreder âlem onu. Kapanan anten celaliyle kapanır, tesettüre
girer, perdelenir, açıldığında cemalini ayan beyan açık eder.
(*) Kemaleddin Abdürrezzak Kaşaniyyüs Semerkandi, “Te’vilatı
Kaşaniyye”, yeni yazıya aktaran, Y. Müh. M. Vehbi Güloğlu, Kadıoğlu Matbaası,
Ankara, 1987. Aşağılardaki “adı geçen kitap-a.g.k.” budur.
No comments:
Post a Comment